Harikalar Diyarı
Her Telden Paylaşım
26 Ekim 2014 Pazar
Dünya'nın yarısı 3 gün karanlıkta kalacak
ABD Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA) önümüzdeki Aralık ayında Dünya'nın yarısının 3 gün karanlığa gömüleceğini açıkladı.
Erdoğan: Türkiye'nin Sınırlarında Oyun Oynanıyor
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin Suriye ve Irak sınırında "büyük bir oyun" oynandığını söyleyerek "Bu tuzağı veya tezgahı kuran muhtemelen daha üst bir akıl var. dedi.
- Letonya-Estonya gezisinden Türkiye'ye dönerken uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin bin 295 kilometrelik Suriye ve Irak sınırında oyun oynandığını, bunların yeni başlamadığını söyledi."OBAMA'NIN YAPTIĞI TASVİP EDİLEMEZ"Erdoğan, Türkiye sınırındaki Kürt kasabası Kobani'de IŞİD ile savaşan PYD'ye silah yardımı yapan ABD'ye tepkisini sürdürdü: "Görüşmelerde Obama'ya söylediğim şuydu; 'PYD'ye yapılacak olan bu yardımları tasvip etmemiz mümkün değil. Çünkü PYD, PKK ile eş bir terör örgütüdür'. Bunu PYD kabul eder veya etmez ama biz uygulamalarını, PKK'nın içerisindeki Suriyeli lider kadrolarının PYD içerisinde savaştığını da bilenlerdeniz. Bu süreç içerisinde Sayın Obama'nın görüşmeden sonra kalkıp hemen üç tane C-130'la, silah ve mühimmatı Kobani'ye indirmiş olmaları gerçekten tasvip edilmez. Ne oldu? Silahların bir kısmı IŞİD'in eline düştü. Bunun Musul'da olandan bir farkı var mı? Yok. Musul'da da Maliki ordusu kaçtı, Amerika'nın orduya verdiği bütün o ağır silahlar, IŞİD'in elinde kaldı. Bütün bunlar ortada iken Kobani, ABD için niçin bu kadar stratejik? Stratejikse bizim için olması lazım. Çünkü burası bizim sınırımızda, buranın ABD ile hiçbir alakası yok. Bu konuda bana verilebilen bir cevap da yok.""OYUN İÇERİSİNDE OYUN"Cumhurbaşkanı Erdoğan, peşmergenin Kobani'ye geçişiyle ilgili de "oyun içerisinde oyun" oynandığını söyledi.
"Sayın Obama'ya şunu da söyledim; 'Birinci derecede tercihimiz Hür Suriye Ordusu'dur. Onlarla görüşürüz'. Nitekim her iki tarafla görüşmelerde, Barzani kabul etti. Spekülasyonların ortadan kalkması için bunları söylemek zorundayım: Hedef 2 bin kadar peşmergenin gelmesiydi. İlk etapta 500 göndereceklerdi fakat sonra PYD bu sayının 155'e inmesini; hatta onlar 155'i de istemediler. 'Bize ağır silah gönderin' dediler. Kuzey Irak yönetimi de, 'Biz silahı size göndermeyiz. Kendi elemanlarımızla göndeririz, tekrar onlarla da alırız' dedi. Biz de bunun kontrolümüzde gideceğini esasa bağladık. Hür Suriye Ordusu da bin 300 kişiyi göndermeyi kabul etti ve adımı attı. Çok enterasandır; PYD önce bu bin 300 kişiyi biraz kabul etmeme noktasındaydı. Ama sonra kabul etme konumunda kaldı. Fakat burada da yine farklı bir adım attı. 'Biz onlara ayrı bir cephe açalım'. Yani oyun içerisinde oyun. Hesap bu. Tabii oyun bozuluyor.""DAHA ÜST BİR AKIL VAR"Erdoğan'a göre, bu "oyun" PYD'yi de aşıyor ve bir "üst akıl" tarafından yürütülüyor.
"Bu tuzağı veya bu tezgâhı kuran muhtemelen başka bir mantık var. Yani şu anda PYD'nin mantalitesinin bu kadar güçlü olduğunu ben düşünmüyorum. Muhtemelen daha üst bir akıl var."KOBANİ KÜRT MÜ ARAP MI?"Kobani aslen Kürtlerin mi yoksa Arapların mı tartışmasına girmek istemiyorum. Ama işin aslına bakarsanız, adı üzerinde Ayn el Arap'tır. Şimdi oradaki bu gelişme bunları rahatsız ederken olay farklı. 'Sizin için stratejik mi?' Söylenmiyor. Ne deniyor? "IŞİD burayı düşürdüğü anda, 'Bak ben koalisyon güçlerine karşı bir zafer kazanmış olacağım' diyebilir." Bu çok tehlikeli yaklaşım. Peki İdlib, Rakka düştüğünde niye aynı şeyi düşünüp, oralarda vurmadınız IŞİD'i? Irak'ın üçte biri IŞİD'in işgali altında, orada niye vurmadınız? Üstelik işgal sizin silahlarınızla devam ediyor. 30, 40 kilometre yaklaştıkları Erbil giderse, orada da ağırlıklı Kürtler var, ne olur bu hal? Niye bu soruyu sormuyorsunuz?""PYD, PEŞMERGENİN GELMESİ DURUMUNDA OYUNUN BOZULACAĞINI DÜŞÜNÜYOR"Tayyip Erdoğan, PYD'nin peşmergeyi istemediğini de söyledi."Obama ile gece 2'de yaptığım görüşmede, 'bu gece hemen Barzani ile gerekirse görüşürüm, peşmergeleri gönderme işinin hızlandırılmasını isterim' dedim. Obama, 'Kobani'dekiler 2-3 gün bile dayanamazlar. Ellerinde herhangi bir silah, mühimmat kalmadı' cevabını verdi. 'Biz kendi üzerimizden oraya peşmergelerin geçişini sağlayacağız' dedim. Tabii oradakilerin hesapları bana göre farklı. Neydi hadise? PYD, peşmerge oraya gelirse Kobani'ye hakim olur diye istemiyor. Yani, Kürt'müş, Arapmış, Türk'müş o mesele değil. PYD, peşmergenin gelmesi durumunda oyununun bozulacağını düşünüyor. Tezgâh bozulacak."Peşmergelerin geçişi konusunda tasarrufun, Kuzey Irak yönetiminde olduğunu söyleyen Erdoğan, "Bize düşen onlara belirlenmiş olan yol haritası. Bu harita üzerinden hareket edilecek." dedi."ABD'NİN Kİ EĞİTMEDEN DONAT"Erdoğan, ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin IŞİD'e karşı hava bombardımanının yeterli olmayacağını, karadan operasyonların da yapılması gerektiğini tekrarladı. Cumhurbaşkanı'na göre, şu anda "ABD hala orta noktada."
"Sadece uçuşa yasak bölge dediğimiz bölgenin ilanıyla ilgili dahi kesin bir adım atmış değil. Güvenli bölge 'tartışılabilir' diyor. Üçüncüsü eğit-donatta adım attı gibi. Çünkü ben gökten uçaklarla atılan silahların eğit-donat tanımı içerisine girdiğini kabul etmiyorum. Böyle bir şey yok. Eğitmeden donattır bu. O da kimi donattığı da belli değil. Dolayısıyla burada yapılanın beklentilerimiz istikametinde hiçbir olumlu tesiri yoktur.""TAHRAN YÖNETİMİ 'SAMİMİ' DEĞİL"İran'ın bölgedeki gelişmelerle ilgili tutumunu da değerlendiren Erdoğan, Tahran yönetimini "samimi" bulmadığını söyledi. "Son zamanlarda İran'ın bölgedeki etkinliği çok daha farklı bir konumda. Irak ve Suriye'ye yönelik etkinlikleri maalesef samimi bir yaklaşımla devam etmiyor. 'Gel, burayı Türkiye İran beraber çözelim' diye Başbakanlık dönemimde de sonra da söyledik. Ne yazık ki böyle bir yaklaşımın içerisine girmedi. İkili görüşmelerimizde, 'beraber çözelim' diyorlar. Adım atmaya gelince kendilerine has çalışma usulleri ile işi götürüyorlar. Bu çok üzücü. Bundan dolayı İran'la rahat bir çalışma zeminini bulamıyoruz. Mezhebî yaklaşımı çok öne çıkartıyorlar. Bütün ileri gelenlerine defaatle, 'Biz her şeyden önce Müslümanız gelin olaya Müslümanca bakalım. Sünni'nin Alevi'ye, Alevi'nin Sünni'ye ve Şia'nın üstünlüğü vesaire bunları konuşmayalım' dedim.""PKK DA HDP DE BARIŞ İSTEMİYOR"Kürt sorununa çözüm için yürütülen süreçle ilgili soruları da yanıtlayan Erdoğan, PKK'nın da, "PKK'nın uzantısı" dediği Halkların Demokratik Partisi'nin (HDP) de barış istemediğini söyledi. Süreçle ilgili tarih vermekten kaçınan Erdoğan, "Ben '2015 final yılı olacak' gibi yaklaşımları çok çok yanlış buluyorum" dedi.Almanya'nın PKK konusundaki tavrını ise "geçiştiriyorlar" diye değerlendirdi:
"Sayın Şansölye'ye ciddi sayıda belgeler verdim. 'Bunlar hakkında açtırdığımız 4 bin dava var' dedi. Ama 4 bin davanın içinden net gördüğümüz bir tane yok. Almanya, terör örgütünün ciddi manada yerleştiği yerlerden biri. Söylediğimizde, 'kontrolümüz altındadır' diye geçiştiriyorlar.""CEMAAT, MGK GÜNDEMİNE GELECEK"Bir süredir kavga halinde oldukları Fethullah Gülen Cemaati ile ilgili de mesajlar veren Erdoğan, Cemaat'in "kırmızı kitap" olarak anılan MGK belgesine girmesiyle ilgili, "Milli Güvenlik Kurulu tavsiye kararını alır, hükümete bildirir. Hükümet bunu Bakanlar Kurulu'ndan geçirdiği andan itibaren bu Milli Güvenlik Kurulu Siyaset Belgesi'ne girer. Bu süreç, 30 Ekim'de MGK gündemine gelecek ve orada görüşeceğiz" dedi."BİR AN ÖNCE PARTİ KURSUNLAR"Erdoğan, Cemaat'e yakın bazı isimlerin parti kurma girişimini ise teşvik etmek gerektiğini söyledi, "Herkes poyunu, posunu görmüş olur." dedi."Biliyorsunuz ülkemizde en kolay şey parti kurmaktır. Şu anda 70'i aşkın parti var. Herkes kurabilir. Keşke bunlar da böyle bir parti kurmuş olsalar. Bundan çok çok mutlu oluruz. Çünkü herkes nerede olduğunu, kilosunu, boyunu, posunu görmüş olur. Bu bakımdan çok çok isabetli olur. Yani bazı şeyler var ki efsane olarak güç devşiriyorlar. 'Bizim şu kadar oyumuz var' gibi. Sadece onlar değil başkaları da yaptılar bunu yıllar yılı. '25 milyon oyum var, en az yüzde 25 oyumuz var' diyenler oldu. Ama sonra baktık ki ana muhalefet partisi bile böyle bir oy alamadı."Erdoğan, "Parti kurarlarsa legaliteye mi çıkmış olurlar" sorusuna, "Tabii o çok önemli. Bu şeyleri teşvik etmekte fayda var, yeter ki bir an önce kursunlar." yanıtını verdi.
2023 ' de ne olacak ?
Lozan antlaşması 1923 - bitiş tarihi 2023 ( anlaşma 100 yıl) Lozan Antlaşması Ne Zaman Bitiyor? Lozan'ın geçerlilik süresi 100 yıldır.İmzalanma tarihi 24 temmuz 1923'tür.Yürürlülüğü devam etmektedir.Lozan Antlaşması İsmet İnönü tarafından imzalanmış olup,Türkiye ile Fransa,Japonya,İtalya,Birleşik Krallık,Yunanistan,Romanya ve Yugoslavya arasında imzalanmıştır. Lozan Antlaşması Tarihi Lozan Antlaşması, 24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre’nin Lozan şehrinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcileriyle Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika, SSCB ve Yugoslavya temsilcileri tarafından, Lozan Üniversitesi salonunda imzalanmış barış antlaşmasıdır. Konferansa önce Başvekil Rauf Orbay katılmak istemiştir. Fakat Atatürk İsmet Paşa'nın katılmasını istemiştir. (Nedeni; Mondros Ateşkes Antlaşması'nı imzayanların vatan haini olarak kabul edilmesidir. Buna bağlı olarak Mustafa Kemal, Lozan'a Mondros Ateşkes Antlaşması'nı imzalayan Rauf Orbay yerine İsmet İnönü'yü göndermeyi uygun bulmuştur.) Mudanya Ateşkes Antlaşması'nın imzalanmasından sonra İtilaf Devletleri 28 Ekim 1922'de TBMM Hükümeti'ni Lozan'da toplanacak olan barış konferansına davet ettiler. Mustafa Kemal Paşa Mudanya görüşmelerine de katılan İsmet Paşa'nın Lozan'a baştemsilci olarak gönderilmesini uygun buldu. İsmet Paşa Dışişleri Bakanlığına getirildi ve çalışmalar hızlandırıldı. İtilaf Devletleri Lozan'a İstanbul Hükûmeti'ni de davet ettiler. Bu duruma tepki gösteren TBMM, 1 Kasım 1922'de saltanatı kaldırdı. TBMM Hükûmeti Lozan Konferansı'na katılarak Misak-ı Milliyi gercekleştirmeyi, Türkiye'de bir Ermeni devletinin kurulmasını engellemeyi, kapitülasyonları kaldırmayı, Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunları (Batı Trakya, Ege adaları, nüfus degişimi, savaş tazminatı) çözmeyi ve Türkiye ile Avrupa devletleri arasındaki sorunları (ekonomik, siyasal, hukuksal) çözmeyi amaçlamış Ermeni yurdu ve kapitülasyonlar hakkında anlaşma sağlanamazsa görüşmeleri kesme kararı almıştır. 20 Kasım 1922'de Lozan görüşmeleri başladı. Osmanlı borçları, Türk - Yunan sınırı, boğazlar, Musul, azınlıklar ve kapitülasyonlar üzerinde uzun görüşmeler yapıldı. Ancak kapitülasyonların kaldırılması, İstanbul'un boşaltılması ve Musul konularında anlaşma sağlanamamıştır. Temel konularda tarafların tavize yanaşmaması ve önemli görüş ayrılıkları çıkması üzerine 4 Şubat 1923'te görüşmelerin kesilmesi savaş ihtimalini yeniden gündeme getirmiştir. Mareşal Mustafa Kemal Paşa Türk Ordusu'na İzmit ve Silivriye yığınak yapmasını emretmiştir. Bunun üzerine İzmit ve İstanbul'a karşı yığınak yapmaya başlandı. Taraflar arasında karşılıklı verilen tavizler ile görüşmeler 23 Nisan 1923'te tekrar başlamış, 23 Nisan'da başlayan görüşmeler 24 Temmuz 1923'e kadar devam etmiş ve bu süreç Lozan Barış Antlaşması'nın imzalanması ile sonuçlanmıştır. Lozan Antlaşmasının Sonuçları Türkiye-Suriye Sınırı: Fransızlarla imzalanan Ankara Anlaşması'na göre kabul edilmiştir. Irak Sınırı: Musul üzerinde antlaşma sağlanamadığı için, bu konuda İngiltere ve Türkiye Hükûmeti kendi aralarında görüşüp anlaşacaklardı. Türk-Yunan Sınırı: Mudanya Ateşkes Antlaşması'nda belirlenen şekliyle kabul edildi. Meriç Nehri'nin batısındaki Karaağaç istasyonu ve Bosnaköy, Yunanistan'ın Batı Anadolu'da yaptığı tahribata karşılık, savaş tazminatı olarak Türkiye'ye verildi. Adalar:Gökçeada ile Bozcaada Türkiye'de, diğer Ege Adaları Yunanistan'da kaldı. Yunanistan'ın Türk sınırına yakın adaları silahsızlandırması kararlaştırıldı. Böylece, Balkan Savaşı sonrasında imzalanan Atina Antlaşması (1913) gereğince I. Dünya Savaşı başladığında ve savaş boyunca da Osmanlı toprağı olarak kalan Ege adaları Yunanistan'a bırakılmış oldu. Türkiye-İran Sınırı: Osmanlı İmparatorluğu ile Safevî Devleti arasında 17 Mayıs 1639'da imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre belirlenmiştir. Kapitülasyonlar: Tamamı kaldırıldı. Azınlıklar: Lozan Barış Antlaşması'nda azınlık, Müslüman olmayanlar olarak belirlenmiştir. Tüm azınlıklar Türk uyruklu kabul edildi ve hiçbir şekilde ayrıcalık tanınmayacağı belirtildi. Antlaşmanın 40. maddesinde şu hüküm yer almıştır: "Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk uyrukları, hem hukuk bakımından hem de uygulamada, öteki Türk uyruklarıyla aynı işlemlerden ve aynı güvencelerden yararlanacaklardır. Özellikle, giderlerini kendileri ödemek üzere, her türlü hayır kurumlarıyla, dinsel ve sosyal kurumlar, her türlü okullar ve buna benzer öğretim ve eğitim kurumları kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi dillerini serbestçe kullanmak ve dinsel ayinlerini serbestçe yapma konularında eşit hakka sahip olacaklardır."[2] Batı Trakya'daki Türklerle, İstanbul'daki Rumlar dışında, Anadolu ve Doğu Trakya'daki Rumlar ile Yunanistan'daki Türkler'in mübadele edilmeleri kararlaştırıldı. Savaş tazminatları: İtilaf Devletleri, I. Dünya Savaşı nedeniyle istedikleri savaş tazminatlarından vazgeçtiler. Sadece Yunanistan savaş tazminatı olarak Karaağaç bölgesini verdi. Osmanlı'nın borçları: Osmanlı borçları, Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrılan devletler arasında paylaştırıldı. Türkiye'ye düşen bölümün taksitlendirme ile Fransız frangı olarak ödenmesine karar verildi. Düyun-u Umumiye de böylece tarihe karıştı. Boğazlar: Boğazlar, görüşmeler boyunca üzerinde en çok tartışılan konudur. Sonunda geçici bir çözüm getirilmiştir. Buna göre askeri olmayan gemi ve uçaklar barış zamanında boğazlardan geçebilecekti. Boğazların her iki yakası askersizleştirilip, geçişi sağlamak amacıyla başkanı Türk olan uluslararası bir kurul oluşturuldu ve bu düzenlemelerin Milletler Cemiyeti'nin güvencesi altında sürdürülmesine karar verildi. Böylece Boğazlar bölgesine Türk askerlerinin girişi yasaklandı. Bu hüküm, 1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile değiştirilmiştir.[1] Yabancı okullar: Eğitimlerine Türkiye'nin koyacağı kanunlar doğrultusunda devam etmesi kararlaştırıldı. Patrikhaneler: Dünya Ortodokslarının dini lideri durumundaki patrikhanenin siyasi yetkilerinden arındırılarak İstanbul'da kalmasına izin verildi. Montrö boğazlar sözleşmesi 1936 - bitiş tarihi 1956 (20 yıl) sözleşmeyi imzalayanlar ses çıkartmadığı ürece devam ama ses çıktımı boğazlar bizden gidecek !! Boğazların statüsü ve gemilerin geçiş rejimi ile her zaman yakından ilgilenen İngiltere'nin Türkiye'yi desteklemesine paralel olarak Balkan Antantı Daimi Konseyi'nin 4 Mayıs 1936'da Belgrad'da yaptığı toplantıda, Türkiye'nin teklifini destekleme kararı alınmıştır. Türkiye'nin girişimi Lozan Boğazlar Sözleşmesi'nin diğer akitleri tarafından da kabul edilince, boğazların rejimini değiştirecek olan konferans, 22 Haziran 1936'da İsviçre 'nin Montrö kentinde toplanmıştır. İki ay süren toplantılardan sonra, 20 Temmuz 1936'da imzalanan yeni Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye'nin kısıtlanmış hakları iade edilmiş ve boğazlar bölgesinin egemenliği Türkiye'ye geçmiştir. Türkiye daha önce Sovyet Rusya ile yaptığı anlaşma uyarınca (saldırmazlık antlaşması) Sovyet Rusya'nın da desteği alınmıştır.
PKK saldırdı: Üç asker şehit
Maskeli kişiler Hakkâri Yüksekova’nın en merkezi yeri Cengiz Topel Caddesi’nde sivil kıyafetli askerlere arkadan ateş açtı. Silahlı saldırıya uğrayan Jandarma Uzman Çavuş Ramazan Gülle (Konya) ve jandarma erler Yunus Yılmaz (Bingöl) ile Ramazan Köse (Artvin) şehit oldu. Hain pusunun ardından Genelkurmay Başkanlığı ve İçişleri Bakanı Efkan Ala'nın açıklamalarındaki fark dikkat çekti. Genelkurmay Başkanlığı, 'Bölücü Terör Örgütü mensubu silahlı üç terörist tarafından' açıklarken, İçişleri Bakanı Efkan Ala, 'yüzü maskeli 2 kişi' olduklarını söyledi.
Olay ilçenin en merkezi yeri Cengiz Topel Caddesi’nde saat 16.00 sıralarında meydana geldi. Caddenin kalabalık olduğu sırada kimliği belirsiz kişiler, sivil kıyafetli üç askere silahlı saldırıda bulundu.
Hakkari Valisi Yakup Canbolat, şehitlerden ikisinin uzman çavuş, birinin de er olduğunu açıkladı. Saldırının, Cengiz Topel Caddesi'ndeki bir iş merkezinin önünde gerçekleştiğini kaydeden Vali Canbolat, olayla ilgili geniş çaplı operasyon başlatıldığını söyledi.
ELEKTRİK MALZEMESİ ALMAYA ÇIKMIŞLARDI
Şehit askerlerin Harunan Karakolu'nda görevli oldukları ve elektrik malzemesi almak için ilçe merkezine geldikleri belirtildi.
Işid nedir kimdir amacı ve Suriye Irak'ta asıl hedefi ne ?
Yıllardan bu yana Irak ve Suriye'de büyük kanların akıtılmasına neden olan örgütlerden birisi olan İşid'in asıl hedefi nedir. Liderleri ve komutanları hakkında hazırlanan haberimiz var.
Örgüt hakkında bugün ortaya çıkan haberde ise,Washington Post'dan Eric Cunningham, Irak'ın kuzey bölgesini eline geçiren IŞİD militanlarının bölgedeki su kaynaklarını kendilerine karşı mücadele eden köylere akmasını engelleyerek suyu bir çeşit savaş silahına çevirdi. Militanlar bununla da kalmayıp Irak'taki bütün su kaynaklarını kontrol altına almaya çalışıyor.
İKİ BARAJI DA TEHDİT ETMEYE DEVAM EDİYOR
Tehlike o kadar büyük bir boyutta ki Amerikan güçleri Musul ve Hadita barajlarının yanına konuşlanan IŞİD militanlarını gün aşırı vurmaya başladı. Ancak, militanlar Amerikan saldırılarına rağmen her iki barajı da tehdit etmeye devam ediyor.
Amerika'nın Sesi'nden Emre Elçi'nin haberine göre; Militanlar barajların kontrolünü ele geçirerek bölgede bir ülke kurdukları iddiasını güçlendirmek istiyorlar. Suriye ve Irak'ta önemli yerlerin kontrolünü elinde tutan IŞİD, Türk sınırındaki Suriye kasabası Kobani'ye saldırılarını sürdürüyor. Amerika önderliğindeki koalisyon güçleri IŞİD'e karşı hava saldırılarını arttırarak militanların ilerleyişini durdurmaya çalışıyor.
IRAK'TA 4 BARAJ IŞİD'İN KONTROLÜNDE
Irak için tarım ve elektrik üretimi açısından kritik önem taşıyan barajları kontrol altında tutmak bütün taraflar için çok önemli. İşin kötüsü, IŞİD Fırat ve Dicle nehirleri üzerinde bulunan barajlar dahil olmak üzere Irak'ta en az 4 barajın kontrolünü eline geçirmiş durumda. Bölgede ciddi bir su sıkıntısı yaşanıyor.
IŞİD SUYUN ÖNEMİNİ BİLİYOR
Merkezi Londra'daki düşünce kuruluşu Royal United Service Enstitüsü'nün Ortadoğu uzmanı Michael Stephen'e göre, IŞİD suyun ne kadar önemli olduğunu biliyor ve bunu kullanmak istiyor. Stephen, IŞİD'in Irak'taki kaynakların kontrolünü ele geçirmek uğruna başka hiçbir çatışmada görülmeyen bir çaba harcadığını da söylüyor.
SU SIKINTISIYLA İLGİLİ KAYGILAR
İkinci Dünya Savaşı'nda müttefiklerin Nazi Almanyası'nın barajlarını bombalamasından, Saddam Hüseyin'in Irak'ın güneyinde yaşayan ve kendisine muhalefet eden halkı susuz bırakarak cezalandırmasına kadar, su tarih boyunca birçok çatışmada önemli rol oynadı.
Ama herhangi bir devlete bağlı olmayan bir grubun su kaynakları üzerinde kurduğu bu kontrol büyük endişeye yol açtı. Haziran ayında Dicle nehri üzerindeki Musul barajının IŞİD'in eline geçtiği haberi Beyaz Saray'ı derhal alarma geçirmişti.
OBAMA: BARAJ YIKILSAYDI BU BİR FELAKETTİ
Irak güçlerinin Musul barajını tekrar ele geçirdiği 18 Ağustos'ta Başkan Obama, "Eğer baraj yıkılsaydı meydana gelebilecek bir sel binlerce kişinin hayatını ve Bağdat'taki büyükelçiliğimizi tehlikeye atardı. Bu da hepimiz için bir felaket olurdu" demişti.
Fırat ve Dicle arasında bulunan ve birçok medeniyete yurt olmuş bu topraklar Irak tarımı için hayati önem taşıyor. Bu su, bölgede yaşayan halka içme suyu olarak verildiği gibi elektrik üretimi için de kullanılıyor.
Birleşmiş Milletler'e göre, son yıllarda yaşanan yağmur azlığı, aşırı su kullanımı ve diğer faktörler nedeniyle nehirlerin su seviyesinde düşüş yaşanıyor. Fırat suyunda 2025'e kadar %50'ye yakın azalma bekleniyor. O zamana kadar Irak her yıl 33 milyar kübik metre su sıkıntısı çekebilir.
SU SABOTAJI IRAK'I ÇOK ZOR DURUMDA BIRAKIR
Brooking Enstitüsü Ortadoğu uzmanı Kenneth Pollack'a göre, ülkede su sıkıntısı var ve bunun da ekonomiye etkileri büyük. Bu yüzden birkaç yıldır siyasi sorunlar da yaşanıyor. IŞİD'in yapabileceği herhangi bir su sabotajının Irak'ta kapatılması zor yaralar açabilir.
Sünni IŞİD militanları, Şiiler'i dinsizlikle suçluyor. Militanlar ayrıca Irak'taki Şiiler'in, Sünni halkı ezen devleti desteklediği suçlamasında da bulunuyor.
ŞİİLERİN SUYUNU KESMİŞLERDİ
Nisan ayında, IŞİD militanları Anbar bölgesindeki Felluce barajının kontrolunu ele geçirmiş ve barajın kapılarını kapatmıştı. IŞİD bunu Şiiler'in çoğunlukta bulundukları bölgelere giden suyu kesmek amacıyla yapmıştı.
Ancak, barajın diğer tarafında biriken su da barajın yakınındaki evler, okullar ve tarlaların suyla dolmasına neden olmuştu. Su baskını 40 binden fazla kişiyi etkilemiş ve birçok insanı daha zor şartlara yaşamaya zorlamıştı.
IŞİD ardından Bağdat'ın kuzeyindeki Sudur barajının suyunu keserek Şiiler'in çoğunlukta olduğu Diyala bölgesindeki Balad Ruz'u susuz bıraktı. Iraklı bir haber ajansına konuşan kent valisine göre, militanlar baraj yoluna patlayıcılar yerleştirip devleti kamyonlarla halka su dağıtmak zorunda bıraktı.
60'TAN FAZLA EV 200 HEKTAR TARIM ALANI SU ALTINDA KALDI
Başka bir bölge yöneticisi, militanların Şirvan bölgesinde dokuzdan fazla köyü su akışını değiştirerek su altında bıraktığını ve böylece de ilerleyen Irak güvenlik güçlerini yavaşlattıklarını söyledi. Bölge yönetimi lideri, IŞİD militanlarını sırf Irak güçlerini durdurmak için 60'dan fazla evle 200 hektar tarım alanını su altında bırakmakla suçladı.
Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Tarım ve Su İşleri Bakanı Abdül Mecit Satar'a göre, Iraklı Kürtler, IŞİD militanlarıyla aynı zamanda su kaynakları için de savaşıyor. Satar IŞİD'in bu kaynakları ele geçirmesi durumunda Irak'ın birçok yerini tehdit edebileceğini söylüyor.
KÖY KAYNAKLARININ KESİLMESİ
IŞİD, Irak'ın ikinci büyük barajı olan Musul barajını Haziran ayında ele geçirmiş ve iki ay içinde de kuzey Irak'ın içlerine doğru ilerlemişti.
IŞİD'in o zamandan beri eline geçirdiği yerlerin çoğu Amerika'nın da yardımıyla Kürt milisler tarafından tekrar kontrol altına alındı. Ancak, IŞİD buralardan ayrılırken su ve enerji bölgeleri üzerindeki kontrolunu kullanarak Musul'u susuz ve elektriksiz bıraktı.
Kuzey Iraklı Mesut Şakir Muhammet, IŞİD'in elinden geri alınan köylerine döndükleri zaman ne su ne de elektrik olmadığı için tekrar ayrılmak zorunda kaldıklarını söyledi.
"Geri çekildikleri halde yine de güçlüler" diyen Muhammet, "Sadece toprak ele geçirmiyorlar, geri dönen insanların yaşamlarını da kontrollerinde tutuyorlar" diye konuşuyor.
ŞU AN KÖYLERE SU VEREMİYORUZ
Bir telefon görüşmesinde, Musul su işlerinde uzun süre görev yapan bir memur, "Biz her zaman bu köylere su verirdik, ama maalesef şimdi veremiyoruz" diye konuştu. Adının Salih olduğunu söyleyen memura göre IŞİD su kaynaklarını bir silah olarak kullanıyor.
Gwen yakınlarındaki başka bir köyde ise IŞİD başka bir politika izliyor.
Tarım açısından aktif bir bölge olan Talkaneim'da IŞİD militanları bölgeden çekilirken su çıkarmak için kullanılan motorların elektriğini kesmişler. Ardından köy yetkililerine eğer yeterince ödeme yapılırsa elektriğin tekrar verileceğini söylemişler.
IŞİD BİR DEVLET GİBİ HAREKET EDİYOR
İbrahim İsmayil Resul, IŞİD militanlarının elektriğin tekrar açılması için kendilerinden 3.500 dolar değerinde olan 4 milyon dinar istediklerini söylüyor. Rasul IŞİD'in bir devlet gibi hareket ettiğini de anlatıyor.
Resul, "Su olmazsa hiçkimse evine dönemez çünkü hem kendilerine hem de çiftlik hayvanlarına bakamazlar" diyor. Resul ayrıca, bu yüzden Kürt yetkililerden elektrik ve suları açılsın diye para vermesini istediklerini ancak hükümetin bunu reddettiğini belirtti. Hükümet IŞİD'le temas yapmak istemediğini bildirdi. Resul, elektrik ve su için IŞİD'e para vermenin yanlış olmadığını savunuyor.Örgütün tratejik noktalarda her türlü riski göze aldığı ve buralarda güçlü olmak için mücadele vermeye devam edeceği öğrenildi.
Türkiye’nin askeri gücüne ilişkin detaylı bilgiler.
Toplam Nüfus: 80,694,485
Kullanılabilir İşgücü: 41,637,773
Askerliğe Elverişli İşgücü: 35,005,326
Askerlik Çağındakiler: 1,370,407
Aktif Asker Sayısı: 595.800
Yedek Asker Sayısı: 429,000
Kullanılabilir İşgücü: 41,637,773
Askerliğe Elverişli İşgücü: 35,005,326
Askerlik Çağındakiler: 1,370,407
Aktif Asker Sayısı: 595.800
Yedek Asker Sayısı: 429,000
Kara Silahları: 69,774
Tanklar: 3,657 [2013]
ZPT ve PSA’lar: 6,592
Çekili Topçular: 1,838
Kendinden Tahrikli Silahlar: 1,419
Çoklu Roketatarlar: 646
Havan Topu Sistemleri: 7,574
Anti-Tanklar: 47,546
Uçaksavarlar: 5,547
Lojistik Araçlar: 24,906
Tanklar: 3,657 [2013]
ZPT ve PSA’lar: 6,592
Çekili Topçular: 1,838
Kendinden Tahrikli Silahlar: 1,419
Çoklu Roketatarlar: 646
Havan Topu Sistemleri: 7,574
Anti-Tanklar: 47,546
Uçaksavarlar: 5,547
Lojistik Araçlar: 24,906
Toplam Uçaklar: 989 [2014]
Helikopterler: 418 [2014]
Aktif Havaalanları: 98 [2013]
Helikopterler: 418 [2014]
Aktif Havaalanları: 98 [2013]
Toplam Donanma Gemileri: 265
Deniz Ticareti Gücü: 645
Önemli Limanlar ve Terminaller: 8
Uçak Gemisi: 0
Destroyer: 0Korvet: 8 (6 adet Burak Sınıfı Korvet, 2 adet ADA Sınıfı Korvet)
Denizaltılar: 14Firkateyn Gemiler: 19Devriye Botları: 108Mayın Tarama Gemileri: 20Amfibi Hücum Gemileri: 55
Deniz Ticareti Gücü: 645
Önemli Limanlar ve Terminaller: 8
Uçak Gemisi: 0
Destroyer: 0Korvet: 8 (6 adet Burak Sınıfı Korvet, 2 adet ADA Sınıfı Korvet)
Denizaltılar: 14Firkateyn Gemiler: 19Devriye Botları: 108Mayın Tarama Gemileri: 20Amfibi Hücum Gemileri: 55
İş gücü: 27,340,000
Karayolu Ağı: 352,046 km
Demiryolu Ağı: 8,699 km
Karayolu Ağı: 352,046 km
Demiryolu Ağı: 8,699 km
Savunma Bütçesi: $18,185,000,000 [2013]Dış Borç: $336,700,000,000 [2012]
Altın ve Döviz Rezervleri: $119,200,000,000 [2012]
Satınalma Gücü Paritesi: $1,109,000,000,000 [2012]
Altın ve Döviz Rezervleri: $119,200,000,000 [2012]
Satınalma Gücü Paritesi: $1,109,000,000,000 [2012]
Su Yolları: 1,200 km
Kıyı Şeridi Uzunluğu: 7,200 km
Toprak Büyüklüğü: 783,562 km
Paylaşılan Sınırlar: 2,648 km
Kıyı Şeridi Uzunluğu: 7,200 km
Toprak Büyüklüğü: 783,562 km
Paylaşılan Sınırlar: 2,648 km
Petrol Üretimi: 52,980 varil/gün
Petrol Tüketimi: 579,500 varil/gün
Bilinen Petrol Rezervleri: 262,200,000 varil/gün
Petrol Tüketimi: 579,500 varil/gün
Bilinen Petrol Rezervleri: 262,200,000 varil/gün
Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Mevcutları (Kasım 2013)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

